Künye
| Adı ve Soyadı |
: |
Onur ÇAĞLAR |
| Cinsiyet |
: |
Erkek |
| Doğum Tarihi |
: |
1.1.1963 |
| Ülke |
: |
Türkiye |
| Şehir |
: |
|
| Mesleği |
: |
|
| Üyelik Tarihi |
: |
12.3.2006 00:00 |
| Son Giriş |
: |
26.11.2006 00:00 |
|
| Forum Alanına Yazdıkları |
Tümü » |
Küfür, her şeyden önce insani bir reaksiyondur ama olumsuz bir reasiyondur tabi ki. Aslında kullandığımız sözcüklerle karşımızdakini aşağılamaya, tahrik etmeye falan çalışırız.
Benim tespitime göre:) cinselliği içeren küfürler, tuvaleti içeren küfürler, çeşitli hayvan isimlerinden oluşan ve psikolojik rahatsızlıkların isimlerinden oluşan küfürler olarak dört “kategoride” kullanmaktayız. (Dalga geçmek konumuz dışıdır.)
“Terbiye” kavramı toplumsal farklılıklara göre değişkenlik içerdiği için her küfür terbiyesizlik olarak nitelenemiyor. Aklıma geldiği için söyleyeyim hemen: Birçok Avrupa ülkesinde bir erkeğin tanımadığı bir bayana (veya bir bayanın tanımadığı bir erkeğe) yatak teklifinde bulunması toplumsal olarak terbiyesizlik değildir. Tek tek terbiyesizlik olarak niteleyenler konumuz dışı...
Terbiye ise, esas olarak yine içinde bulunduğu topluma göre değişiklik gösterse de, esas olarak saygı ve sevgi temeli üzerine kurulduğundan e ğer bir insanı aşağılamak, onu haketmediği halde olumsuz nitelemelerle eşdeğer tutmak insan hakkı ihlali ise (ki evet, bana göre detay düzeyinde de olsa) hak ihlalidir.
Dostlukla...
|
|
|
Evrim Teorisi'nin senin bu söylediklerini nasıl sağlamış diye sorsam sevgili YANSIMA, bana açıklar mısın lütfen?
|
|
|
Sizin diliniz yanmış, yoğurdu bize de üfletmek istiyorsunuz galiba sevgili edebiyatCASH :))
|
|
"Aşk bir tutku ,hastalık gibi insanın kişiliğini dönüştüren,kimyasını değiştiren, zapteden, ele geçiren,fetheden birşey."
Sevgili kaktüsçiçeği'nin bu sözünden aşkın iradi olmadığını ifade etmek istediğini anladım. Acaba doğru mu anladım?
|
|
Sevgili KUYTU diyor ki:
"sevgi nedensiz, niçinsiz sorgusunu sormadan her şeyi ile kabullanmekle istemektir.. sevigide neden niçin ararsanız aşkı yaşarsınız. büyüklük te ise ne istediğinle alakalıdır."
Hayır sevgili Kuytu, sizi sanki anlar gibiyim ama doğrusu emin de değilim, çünkü yaptığınız açılım bana pek doğru gibi gelmedi.
"Nedensiz, niçinsiz" bir sorgulama (veya vargı) olmadan nasıl kabullenebilirsiniz? Nasıl sevebilirsiniz?
Örneğin beni sevmenizi, bana aşık olmanızı söylesem bunu yapabilir misiniz?
|
|
Sevgili edebiyatcıCASH arkadaşıma..
Ben sevgili KUYTU'ya karşılık verirken onun kullandığı bir söz dikkatimi çekmiş ve sevgili KUYTU'nun mantığını anlama adına
"Nedensiz, niçinsiz" bir sorgulama (veya vargı) olmadan nasıl kabullenebilirsiniz? Nasıl sevebilirsiniz?
Örneğin beni sevmenizi, bana aşık olmanızı söylesem bunu yapabilir misiniz?"
diye sormuştum. Muhtemelen okumamış olacaksınız ki sevgili edebiyatcıCASH, aynı şeyi siz de söylüyor, sevginin nedensizliğinden bahsediyorsunuz.
Bana nedeni olmayan bir sevginin nasıl olacağını söyleyebilir misiniz?
Dostlukla...
|
|
Sevgili YANSIMA, seninle hemfikir olduğum yer var ama sevginin karşılıksız olduğunu söylemeni anlayamadım.
Sevgi nasıl oluşur ve karşılıksız olması durumunda nasıl devam eder?
Dostlukla...
|
|
Sevgili edebiyatcıCASH diyor ki:
"goruyorum kı sorularınız anlamaya yonelık degıl sadece kafa karıstırmaya ve kaosu canlandırmaya yonelık buda sıze bır cevab vermez..bıraz daha dıkkatlı ve ızahını alabılecegınız/ yapılcegınız sorulara özen gosterınız..."
Burada tartışıyoruz, birbirimizi anlaya çalışıyoruz. Anlamak için de sorular soruyorum. Sizler de bana dilediğiniz her soruyu sorabilirsiniz. Biliyorsam cevap veririm, bilmiyorsam öğrenmeye çalışırım.
Kafan bir iki soruyla karıştığı için cevap veremiyorsan sevgili arkadaşım, vermezsin olur biter. Yaklaşımını olumlu görmedim.
Dostlukla...
|
|
“Masumi Toyotome” isimli şahsın bu yazısı daha önceleri bir çok kere karşıma çıktığı için biliyorum. Konuyu dağıtmadan, şöyle uzaydan bir kuşbakı... yok, “uydu bakışı” yapalım:)
Masumi Toyotome sevgileri üçe ayırırken muhtemelen “masumca” ayırıyor. Bakalım nasıl ayırıyor, kıstasları nelermiş?
Birincinin adı “Eğer” türü sevgi! .. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..
Örnekler veriyor: “Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.”
Örnekten de anlaşıldığı üzere sevmenin bedeli olarak ŞART KİPİ kullanılmış. Verdiği örneklere bakalım:
1)“Eğer iyi olursan baban, annen seni sever”
Yazar bu örneği sanki 5-6 yaşlarındaki çocuğa vermektedir. Eğer bu tahminim doğruysa (ki yazar kesin konuşmuyor, hep yuvarlak, her yana çekiştirebilecek “tanımlamalar” içinde bulunuyor çünkü) 5-6 yaşındaki bir çocuk henüz bu kavramı bilince çıkarmış değildir. Bu yüzden de iyilik veya kötülük “karakterlerini” seçecek durumda değildir. Çocuk yapısı gereği “şimdilik kendi mutluluğu” peşindedir.
Eğer bu örnek yetişkinlere ise yazarımız çuvallamaktadır: Yetişkin bir insan “Ya dur, ben azıcık iyi olayım da annem babam beni biraz sevsin, ben de mutlu olayım!” gibi bir düşünceye sahip olarak eyleme yönelmez. Yazar bu önermeyi laf olsun diye yapmış galiba.
2)“Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim”
Başarılı ve “önemli kişi” olmayı herkes ister. Ama akıl almaz bir toptancı ve düz mantıkla sanki insanların tüm koşulları ve yetenekleri aynıymış gibi, sanki önemsiz ve başarısız bir insan olmayı isteyenler varmış gibi yazıyor. Aklı sıra başarıya ve kariye yönlendirme yapan(!)bu önerme, tam da soba arkası kedi bakışı niteliğindedir.
Kendini akıllı, karşısındakini de aptal sanan yazarın bu önermesini ben çok aptalca buluyorum.
“Eğer” türü sevginin(!) son örneğine gelelim:
3) “Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.”
Her ne kadar “eş” derken cinsiyet belirtmese de, yazının tamamına paylaşımdan, bilimsellikten ve hoşgörüden uzak, tipik bir burjuva erkek anlayışı damgasını basmaktadır. Diyelim ki bir önceki örnekte olduğu gibi “senin isteklerini karşılama”ya çalıştı eşin ama koşulların uygun olmayışından, yetersizliğinden veya başka bir gerekçeyle yerine getirememiş olsun. Eşini sevmeyecek misin? İlle senin beklentilerini yapmak zorunda mı? Sen eşinin beklentilerini ne kadar yapıyorsun?
Yok yok, ucube bir koşul bu...
Benim anlayışımda “Eğer” türü sevgi olamaz. İğrenç bir egoistlik kokusunun merkezidir bu sevgi(!) türü...
İkinci tür sevgiyi “çünkü”ye bağlayarak açıklıyor yazarımız:
İkinci türe geçiyoruz: “Çünkü” türü sevgi... Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: “Bu tür sevgide kişi, birşey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır”.
diyor ve örneğini veriyor:
”Örnek mi? .. 'Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!) ' 'Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..' 'Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..' 'Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..”
Yazarımızın verdiği bu dört örneği inceleyelim:
1) “'Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)” Yazarımız sevgiyi dış görünüşle, bir başka anlamıyla ambalaja bağlıyor. Yine ataerkil burjuva mantık silsilesi devam ediyor: “Çünkü çok güzelsin!” Evet, güzel olmasına güzel olabilir de, o fiziki güzelliği taşıyanın genel insani erdemleri başta olmak üzere ne kadar toplumsal olduğunun önemi yok mu? Yok! Burjuva anlamdaki bu “güzellik” kavramının seks ile AYNI olduğunu, ÖZDEŞ olduğunu söylemenin gereği yoktur sanırım. Bu yaklaşımın “Çok güzelsin! Sabahlara kadar sevişsem doymam!”dan başka bir anlamı var mı? Yok! Örneğinin sonuna “yakışıklısın!”ı ekmesi hikaye...
2)“Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..”
İşte sevmenin gerekçesi!
Burjuva mantık bundan ileri gidemez zaten. Son nokta burasıdır, çünkü bu anlayış içinde tüm sevgi sonuç olarak bu şekilde çıkara dayalıdır. Ve bundan dolayıdır ki, günümüzdeki evlilikler esas anlamıyla en küçük “ticari anlaşmalardır” ve bu evlilik ve aile biçiminin tamamen ortadan kalkması gerekmektedir. Burjuva mantık, yukarıdaki yaklaşımla insanların duygularını da böyle metalaştırmakta ve böyle sömürmektedir.
3) “Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..”
Yukarıdaki örneklere bakarak bu örneğin ne kadar tartışmalı olduğunu rahat söyleyebiliriz. Kaldı ki bozuk bir saatin günde iki kere doğruyu göstermesinden öteye gidemez.
4) “Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..”
Ne diyeyim şimdi bu saçmalığa ben? Aynı önceki örnek gibi... Onun bir devamı olmuş sadece.
Geçiyorum ve diyorumki: Benim anlayışımda “çünkü “ türü egoizmi zirveye çıkaran bir sevgi(!) olamaz.
“Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür' diyor yazar.
Bu bölümde yazarımız aklı sıra “eğer” ve “çünkü” türü sevgilere(!) eleştirel yaklaşmakta ve gerçek sevginin “rağmen” türü sevgi(!) olduğunu her ne kadar eni konu saçmalasa da, savunmaya çalışmaktadır.
Yazarımızı dinleyelim:
”Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için 'Eğer' türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için 'Çünkü' türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan 'Birşey olduğu için' değil, 'Birşey olmasına rağmen' sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? .. Rağmen sevgi..
Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına 'rağmen' sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına 'rağmen' tapar! ..'Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..”
Yazarımız böyle diyor.
Bakalım: ”Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için 'Eğer' türü sevgiden farklı bu..” diyerek ilkokul öğrencilerine ders verircesine ayrıma girmesi yazarın insanlara hangi gözle baktığının da bir göstergesidir. Yazar söylemese sanki okur bunları anlayamayacak!
“Çünkü” türünden ayırırken de aynı şeyi yapıyor. Belli ki yazar kendini merkez, merkezi de herkes sanıyor yarım yamalak aklı ve bilgisiyle...
Gelelim zurnanın “zırt” dediği yere.
Bu Esmeralda ve Quisimodo kimdir, necidir bilmem. Zaten bireysel kimliklerinin de bir önemi yoktur benim için ve ben bu isimleri “simge” olarak kullanacağım ama birbirlerini nasıl “sevmişler” ona bakalım:
Quisimodo çok çirkin ve kamburu olan bir insan, ama Esmeralda onu buna “rağmen seviyor !”.
Quisimodo ise Esmeralda’yı “çingene olmasına rağmen seviyor!”
Birincisinde bir insanın fiziki özürlülükleri ön planda... Bir insanın fiziki olarak özürlü olmasını “sevilemez” kıstasına bağlayan bu ucube yazar ikincisinde de baltayı taşa vurarak dünyanın dört bir yanına dağıtılmış olan mazlum çingenelerin etnik (ya da ulusal farketmez) isimlerini aşağılayıcı olarak görüyor. Çingene, Çeçen, Kürt, Türk, Alman, İngiliz, Fransız, vb. vb. vb. etnik ve ulusal kimliklerin hiç birinin diğerine göre ÜSTÜNLÜĞÜ olamaz. Çingeneleri küçümseyen ve onları sevilemez olarak niteleyen ırkçı bir zihniyetin bu durumda “sevilecek” insanların sadece Japonlar veya gelişmiş emperyalist / kapitalist toplumlardan olduğunu araya sokuşturmaktadır.
Yazarın mantığını benimsemediğim ve kesinlikle de ciddiye almadığım için “uydudan bakarak” sadece bu kadar yazıyorum.
Sınıflı toplumlarda yaşıyoruz. Her sınıfın belli bir anlayışı olduğu için günümüzdeki toplum ve hatta katmanların (komprador burjuvazi, emperyalist burjuvazi, ulusal burjuvazi, küçük burjuvazi yarı proletarya, proletarya ve bunların “sağ” ve “sol” kesimlerinin) sayısı kadar sevgi tanımlaması bulunmakta ve tam da bu gerekçeyle sınıflı toplumların sevgisi de çıkara dayalı olmaktadır. Bunlar arasında “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlar”ın arasındaki ve anlayışındaki sevgi çıkara dayalı değildir.
Dostlukla...
|
|
Sevgili Kuytu, biz bu konuşmaları "Tartışma" platformunda yapıyoruz. Adı üstünde yani "Tartışma Platformu"!
Nedir tartışma?
Çok genel bir ifadeyle bir konu üstünde karşıt düşüncelerin açılımı ve irdelenimiyle sonuca ulaşma sanatıdır.
Tartışma kavramının "olmazsa olmazı" "Tez + Anti tez = Sentez" üçlemini kapsamasıdır. Ben bir şey söylicem, benim karşımdaki bir şey söyleyecek, ikisinin verileri EPİSTEMOLOJİK OLARAK irdelenecek, karşılaştırılacak ve sonra, ancak ondan sonra SENTEZE ulaşılacaktır.
Tartışma kuralı normal olarak asırlardır böyle oluyor.
"Senin doğrun, benim doğrum, onun doğrusu" gibi doğrular arasından gerçek doğru böyle bulunur. Ve bu biricik yöntemdir.
"Eleştirme" "Kafa karışıklığı yaratma!" "Senin ne haddine!" "Sen sus bakim!" "Bak ben ne diyorum sen neyi savunuyorsun hala!" vb. vb. yöntemler tartışma yöntemi değildir.
Doğrular beynimize gökten zembille inmiyor işte sevgili KUYTU, sizler gibi dostlarla tartışa tartışa, sora sora, inceleye incele öğreniyoruz.
Yok kaos yaratmak, yok kafa karıştırmak gibi önyargılı ve olumsuz davranışlar falan iyi değildir. Kimse kimseyi de tartışma anlamında zorlayamayacağı ve buna da hakkı olmadığı için dileyen sohbete katılır, dilemeyen de katılmaz.
Bu herkesin en doğal hakkıdır. Sizler de tartışmaya katılmazsınız, olur biter.
Size verdiğim örneği bilerek verdim. O örneği verirken amacım sizin söylemiş olduğunuz sevginin NEDENSİZ OLAMAYACAĞINA dikkat çekmek içindi, yoksa sözümün sözcük anlamıyla falan ilgili bir durum yoktur, olamaz da zaten. Ama madem sizde rahatsızlık oluşturmuş, özür dilerim o örnek için.
Eşinize de, size de selam ve saygılar sunuyorum.
Dostukla...
|
|
Falcılık ile medyumluk arasındaki fark nedir ve medyumluk nasıl mümkün olabiliyor?
Ben çok meraklı biriyim biliyorsun sevgili Ruh:)
|
|
"Sistem kaliteli bir parti, yönetici, dürüst politikacı üretebiliyormu?"
Bu sorundan ben sistemin "kaliteli bir parti, yönetici, dürüst politikacı" üretemediğini anladım. Eğer doğru anlamışsam, "kaliteli" bir üretimi olmayan "fabrika"nın ne işi var? diye sorsam...
:)
|
|
"sanatın arabeski olmaz diye düşünüyorum. cünkü sıfatlandırma kişiye, gruba göre zamanla olusur. "
Bir yandan sanatın arabeski olmadığını söylerken hemen peşinden kişiye, ve gruba göre zamanla oluşacağını söylüyorsunuz. Ben bir "kişiyim". Demek ki bana göre oluşur...
Özür dilerim, bu tümcenizi anlayamadım.
"mesela sarkı bazında dün arabesk olarak bilinen bir beste bugün klasık tarzda söyleniyor ve calınıyor. sanatın da zamanla kendi içinde kendine bir yer edindiği konular olmustur/olacaktır. "
Sanat, her şeyden önce insan ürünü olduğu için tabi ki değişimler gösterecektir ve sanatın bir hareketlilik içinde olduğunu belirten bu tümcenizi benimsiyorum. Haklısınız.
"arabesk derken sadece sarkı veya söz akla gelmemeli. "
Gerçi ben burada sadece "arabesk müzik" için sormuştum ama soru biçimimin doğru olmadığını anladım. "Ülkemizdeki arabesk müziğin toplulumuzdaki konumu nedir?" şeklinde sormalıydım.
Uyarınız ve güzel ilginiz için teşekkür ediyorum sevgili KUYTU :)
Dostlukla...
|
|
Kuşkusuz ki (konumuz özgülünde) başta çağdaşlık olmak üzere (ilk aklıma geldiği için söyleyeyim) özgürlük de, demokrasi de, ahlak da, vb. vb.nin genel bir toplumsal anlamının yanında bireye denk düşen anlamlar da içermektedir. Sosyalizmin çağdaşlık anlayışı ile örneğin şeriatın "çağdaşlık" anlamları tabi ki farklı olmak zorundadır.
Sorum doğrudan size, yani BİREYE yöneliktir.
Örneğin siz sevgili dostumuz KUYTU'ya göre ne demektir bu çağdaşlık? Nedir sizin kriteriniz?
Dostlukla...
|
|
"toplumların değer yargıları ile ilgili...sonunda katlanacak bedeller olmasa sorun yok..ama kadın ve erkeğin konumları farklı..yitirdikleri farklı...bakış açıları farklı..bu nedenle ben erkek olsam düşünürdüm...ama kadınım...ve olmaz diyorum..."
Sizin bu cevabınız üzerine 20-30 sayfa yazıyı hemen yazabilirim. Çok çarpıcı buldum cevabınızı sevgili çiçeğimsin...
Çok teşekkür ediyorum.
Dostlukla...
|
|
|
|