Dipsiz Kuyu
Hoş geldiniz.
Diğer forum alanlarımıza göre bu forum alanı daha ciddi tartışmalar, sohbetler için düzenlenmiştir.
Her türlü konuda ciddi fikir alışverişinin ve tartışmanın yapılabilecegi bir forum alanıdır. Yazılarınızın küfür ve hakaret içermemesi, ahlak kurallarına aykırı olmaması rica edilir.
Bu forumda bir günde 25 adet konu açabilirsiniz. Forumda açılmış konulara sınırsız adet cevap yazabilirsiniz. Açılan konular (en az) sınırsız karakter uzunluğunda ve cevaplar da (en az) sınırsız karakter uzunluğunda olabilir.
Biçimlerin en kıdemlisidir nokta, en yetkini. Hemen bütün disiplinlerde her şey noktayla başlayıp noktayla biterken geleneğin noktaya gösterdiği itibar da bir özetler silsilesine gelip dayanır: "Evrenin özeti Kur'an'da, onun özeti başındaki Fatiha'da, onun özeti başındaki Besmele'de, onun özeti başındaki Bâ'da, onun da özeti altındaki nokta'dadır."
Tefsir kitapları Besmele tefsiriyle açılırken, bu nokta üstünde sayfalarca durulur. Mesnevi şerhlerinde de Mesnevi'nin Besmele ile değilse de Bişnev ile başladığı, Besmele'nin bütün anlamının da Bişnev'in başındaki Be'nin noktasına yüklendiği uzun uzun açıklanır. Sufi gelenekte pek çok eserin Be ile başlaması da aynı tavırdan kaynaklanır. Böylece her şey gelip gelip bir noktaya dayanır: Be'nin noktası. Çünkü Be'nin üstünlüğü altındaki noktadadır.
Hakikat ilminde, düşey bir çizgi olan Elif, kavranamaz tekliği, anlaşılmaz birliği, sıradan nazarlara meçhul olan dünyevi dışı alanı, gaybı temsil eder. Hiçbir fiilin, zamanın ve mekânın bulunmadığı, "Ol" öncesi muamma halini, Zât'ın kendisiyle baş başa olduğu ehâdiyeti, Gizli Hazine'yi. Be ise, bilinmek isteyen Gizli Hazine'nin isimlerinde yansıyarak bilinme halidir. Görünür âlemdir. Eski alfabede Be de ufuk çizgisi üzerinde yatay istikamette uzanan bir Elif'tir aslında, ama altına bir nokta almıştır. İşte o nokta Elif'i Be kılar. Elif o noktayla Be'ye dönüşür. O noktayla görünür. Öyleyse Elif'ten Be'ye, görünmeyenden görünüre yol vardır. Yol, o noktadan açılır.
Be'nin sırrı noktasında saklı. Ol, deyince olan, görünmezken görünen, bir isimken vücut bulan, ne varsa, Be'nin altındaki noktanın açtığı kapıdan gelir. Geniş kapılar çekmez bu yükü. Sırr ancak Be'nin noktasından geçebilir.
O noktada zahirden batına yol açılır, ahir evvele bağlanır. İki dil, iki dünya arasında o noktada tercüme mümkün olur. Ne ki ilk nokta çizgi haline gelmeye başlar o zaman; zaman başlar, mekân başlar, fiil başlar. Fiziğin yüzü o noktada metafiziğe bakar, ruh o noktada aslını hatırlar. Bunun için o kara noktanın sırtına yüklenecek anlamlar sonsuz kere çoğaltılabilir ve arka arkaya nokta redifli bir o kadar cümle sıralanabilir.
"İlim şehrinin kapısı", "Be'nin noktası" Hz Ali'ye bakılırsa; "İlim bir noktadır onu cahiller çoğaltmıştır". Çünkü nokta hikmettir, irfandır. Sonradan kazanmaz hazinesini. Her şeyi kendinde hazır bulur. Nokta her şeyi içkinken, ilimse çizgidir, çetrefildir. Sonradan kazanıldığı için cevher değil illettir. Bu kadar şeyi bilmek de gerekli midir? Değil mi ki ufuk çizgisinin üzerindeki nokta uçmaya kalkışır. Ufuk çizgisinin altında kalan nokta arzın çekim kanununa kapılır. Biri uçar biri düşer. Uçan nokta, düşen kara noktadır. Gözlerimiz karanlığa alışalı beri. İçimizdeki gül resmi çizgi nokta çizgi noktadır.
Nokta varlığın özeti. Noktasını bulamamış ya da yitirmiş her harf ol sebepten kusurlu. Ama eski alfabede sıfırı ifade eden şekil de bir noktadır. O zaman varlık yokluk olur, yokluk varlık. Hamid bu yüzden ihtişamlı bir bilmezden gelişle sorar: Bu sıfır nedir hesâb içinde? Tecahül-i arifane, çünkü bütün varlık ancak ona doğru değiştiği bir sıfırla mana kazanır. İlimle kavgalı Fuzuli aşka da ilme de son noktayı koyar o noktada; Leylâ, sûret-i aşk-ı Mevlâ'dır.
Fazla söze hiç gerek yok aslında. Noktanın içinde bütün mümkünler saklı. Mümkün nokta gayr-i mümkün nokta. Sır nokta esrar nokta. Bâb nokta ebvâb nokta.
Bilinenden bir eser yok. Bilinmeyen nokta nokta.
Bir parantez vakt-i ömrüm. Ölüm nokta doğum nokta. İsmimden sual edilse, bilin beni üç nokta.
Bir aynada seyrettim âlemin cümlesini. Aynam nokta sırrım nokta. Umduğum kadar büyük değilmiş, dünya nokta ben nokta.
Öyle uzaklaşmışım ki menzilden sıla nokta gurbet nokta. Döndüm baktım aldığım yol, nokta üstünde nokta. Gelen geçti, giden gitti. Sağım nokta solum nokta. Menzil-i maksûda varmış erenler. Söyleyen yok susan nokta.
Yaşadığı çağa damgasını vurup " Biruni Asrı" denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed'dir. Küçük yaşta babasını kaybetti. Annesi onu zor şartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaşta araştırmacı bir ruha sahipti. Birçok kOnuyu öğrenmek için çılgınca hırs gösteriyordu. Tahsil çağına girdiğinde Hârizmşahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetişmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrûnî'nin en iyi bir eğitim alması için her imkânı sağladı.
Bu arada İbni Irak ve Abdüssamed b. Hakîm'den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiştirdi. Araştırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sönmeyen azmiyle birleşince 17 yaşında eser vermeye başladı. Fakat Me'mûnîlerin Kâs'ı alıp Hârizmşahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî'nin huzuru kaçtı, sıkıntılar başladı ve Kâs'ı terketmek zorunda kaldı. Ancak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ünlü bilgin Ebü'lVefâ ile buluşup rasat çalışmaları yaptı. Daha sonra hükümdar Ebü'lAbbas, sarayında Bîrûnî'ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlendirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi, bilginimizin de devlet başkanları yanındaki yüksek itibarının belgesiydi.
Gazneli Mahmud Hindistan'ı alınca hocalarıyla Bîrûnî'yi de oraya götürdü. Zira onun yanında da itibarı çok yüksekti. "Bîrûnî, sarayımızın en değerli hazinesidir' derdi. Bu yüzden tedbirli hünkâr, liyakatını bildiği Bîrûnî'yi Hazine Genel Müdürlüğü'ne tayin etti .O da orada Hint dil ve kültürünü bütünüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sürede Hintli bilginler üzerinde şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî araştırmalarına devam etti. Bir devre adını veren, çağını aşan ilmî hayatının zirvesine erişti. Sultan Mes'ud, kendisine ithaf ettiği Kanunu Mes'ûdî adlı eseri için Bîrûnî'ye bir fil yükü gümüş para vermişse de o, bu hediyeyi almadı.
Son eseri olan Kitabü's Saydele fi't Tıb'bı yazdığında 80 yaşını geçmişti. Üstad diye saygıyla yâd edilen yalnız İslâm âleminin değil, tüm dünyada çağının en büyük bilgini olan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne'de hayata gözlerini yumdu.
Bîrûnî, "Elinden kalem düşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan, iman dolu kalbi tefekkürden dûr olmayan, benzeri her asırda görülmeyen bilginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunanca ve Çinçe gibi daha birçok lisan biliyordu. Matematik, Astronomi, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, Coğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Dinler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadar ilim dalında çalışmalar yaptı, eserler verdi.
Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgilenmesi, Allah'ın kevnî âyetlerini anlamak, kâinatın yapı ve düzeninden Allah'a ulaşmak, Onu yüceltmek gâyesine yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine başvurur, onların çeşitli ilimler açısından yorumlanmasını amaçlardı. Kurân'ın belâğat ve i'cazına olan hayranlığını her vesileyle dile getirdi. İlmî kaynaklara dayanma, deney ve tecrübeyle ispat etme şartını ilk defa o ileri sürdü.
İbni Sinâ'yla yaptığı karşılıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yorumları, günümüzde yazılmış gibi tazeliğini halen korumaktadır. Tahkîk ve Kanûnı Mes'ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünkü ilmî seviyeye tâ o günden, ulaştıgı açıkça görülür. Bu eser astronomi alanında zengin ve ciddî bir araştırma âbidesi olarak tarihe mal olmuştur. İlmiyle dine hizmetten mutluluk duymaktadır.
Gazne'de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb'inden sevap ummaktadır. Ayın, güneşin ve dünyanın hareketleri, güneş tutulması anında ulaşan hadiseler üzerine verdiği bilgi ve yaptığı rasatlarda, çağdaş tespitlere uygun neticeler elde etti. Bu çalışmalarıyla yer ölçüsü ilminin temellerini sekiz asır önce attı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapını ölçmeyi başardı. Dünyanın çapının ölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz matematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır. Avrupa'da buna BÎRÛNI KURALI denmektedir.
Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır. Halbuki bu ölçüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl önce Pakistan'da bulmuştu. O çağda Batılılardan ne kadar da ilerideymişiz.
Biruni, hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes'ud'un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir.
Daha o çağda Ümit Burnu'nun varlığından söz etmiş, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa'dan geniş bilgiler vermişti. Christof Coloumb'dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya'nın varlığından ilk defa sözeden O'dur.
Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yerçekimin varlığını Newton'dan asırlarca önce ortaya koydu. Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirdi.
Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniğe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eğildi. Kuşlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mahmud, Sebüktekin ve Harzem'in tarihlerini yazdı. Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusuna eğildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı bir ilim haline gelebilen Mukayeseli Dinler Tarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî'ye çok şey borçludur.
Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boğulup kalmadı. Meseleleri doğrudan Allah'a dayandırdı. Tabiat olaylarından sözederken, onlardaki hikmetin sahibini gösterdi. Eşyaya ve cisimlere takılıp kalmadı.
Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve "Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah'a tövbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah'tan yardım dilerim. Bâtıl şeylerden korunmak için de Allah'tan hidayet isterim. İyilik O'nun elindedir!" demiştir.
Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrûnî'ye Armağan adıyla bilginimize tahsis etti. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî'yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî'ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına, "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel dehâ Bîrûnî; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist" diye yazılarak tanıtıldı.
Bölücü zihniyeti ortadan kalkmadıkça, kaostan medet umulmaya devam edildikçe, demokrasi tam anlamıyla yerleşemeyecektir. Bunun tezahürü olarak da anti-demokratik yollara başvurular artacaktır. Bu dönemde sağduyulu davranılmalı, demokrasiye ve demokratik adımlara daha fazla destek verilmeli.
Gün geçmiyor ki Türkiye yeni bir tartışmanın içinde olmasın. Gündemi değiştirirken Türkiye'yi tartışma içine sokuyor. Devleti halkıyla kavga ettirmede son derece becerikli olan şer güçler halkı gruplara bölüyor.
Bazı konular karabatak gibidir, ara ara başını yeniden gösterir. Yıllar önce, bir işadamı dostum, "Cep telefonlarını dinlemek bu kadar kolay mı?" diye sormuştu. Devir "Cep telefonları en güvenilir iletişim aracı, dinlenemiyor" inancının hâkim olduğu devirdi. Hâlâ şaşkınları yaşayan dostum, "Dün iki İsrailli, cep telefonu dinleme cihazı pazarlamaya çalıştı" bilgisini verdi.
Genelkurmay Başkanlığı'na dinleme amaçlı cihazların İsrail'den alındığını öğrenince, ilk yazdığımda çok ses getirmiş eski bir olayı hatırladım. İlkini taa 26 Aralık 2001 tarihinde yazdığım, sonraları her fırsat düştüğünde yeniden döndüğüm olayı: Cep telefonu servisi sağlayıcısı şirketler, faturalama ve SMS gönderme işlemlerini kendileri yapmak yerine İsrailli firmalara ihale ediyorlar...
Dünyada cep telefonu sektörünün yan sanayii İsrail firmalarının tekelinde. Converse ve Amdocs gibi İsrail firmaları hem bizdeki hem de pek çok ülkedeki cep telefonu şirketleriyle irtibatlı. Size-bana gelen faturaları abonesi olduğumuz şirketlerin düzenlediğini ve her ay ne ödeyeceğimizi onların bize bildirdiğini sanıyoruz. Ama hayır, o faturaları İsrailli firmalardan biri düzenliyor.
Bunu nasıl yapıyor dersiniz? Cep telefonu şebekesine cihazlarını yerleştirerek... Hepimizin yaptığı konuşmalar o âletler tarafından tespit edilip kayda geçiriliyor, İsrail'de de işleniyor.
Yok "Genelkurmay dinledi", yok "Cemaat dinledi", yok "TİM'den izinle dinlendi", yok "İzinsiz dinleme yapılıyor" diye tartışıp duruyoruz ya, bu tür tartışmalar her gündeme geldiğinde ben gülüyorum. Bizim cep telefonu şirketlerinin hizmetlerinden yararlandığı İsrailli firmalar, istedikleri kişileri dinleyebilecek durumdalar da...
Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri şekerrenk, değil mi? Özellikle de Mavi Marmara saldırılarından sonra... Öncesinde de Davos'taki "One minute" krizi var. Bu iki gelişmeyle ilgili bizimkilerin gördüğü yönler var, bir de görmediği yönler... Bence İsrail her iki krizin öncesi ve sonrasında Türk yetkililerin konuya ilişkin düşüncelerini bir biçimde biliyordu.
İddialı mı geldi size? Öyleyse ABD istihbarat örgütleri ve savunma sanayii alanında en yetkin otorite kabul edilen James Bamford'un 'Shadow Factory' (Gölge Fabrika) adlı son kitabına müracaat edelim. Esas konusu Amerika'nın süper-gizli dinleme kurumu NSA'yi (National Security Agency) ve yaptıklarını anlatmak olduğu halde, Bamford, kitabında, 2009 yılı ocak ayında Gazze krizi öncesi ve sonrasında yaşananlara ışık tutacak bilgiler de aktarıyor.
2009 başında İsrail'de başbakanlık koltuğunda oturan Ehud Olmert Gazze yüzünden BM'nin yaptırım kararı hazırlığı içinde olduğunu, ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın gönlü elvermese bile Bush'un karara karşı çıkacağını bir yerde ağzından kaçırdı; hem de aşağılayıcı ifadelerle.. Gerçekten de öyle oldu: BM kararına Rice çekimser oyu kullandı.
Olmert kimselerin bilmediği bu bilgilere nasıl ulaşmıştı?
Amerika'da iki önemli cep telefonu şirketi var: AT&T ve Verizon. Bu iki şirketin abonelerinin birbirleriyle yaptıkları konuşmaları dinleme işini, bu görevin esas sahibi devlet kurumu olan NSA, iki İsrail firmasına ihale etmiş bulunuyor: Verint ve Narus... Her iki firmanın kurucularının İsrailli eski istihbaratçılar olduğunu kitaptan öğreniyoruz.
Bizde de Genelkurmay Başkanlığı dinleme cihazını 8-10 milyon dolar ödeyerek Verint'ten satın almış; tıpkı Mısır, Çin ve Vietnam gibi...
Telefon dinleme cihazları üreten Verint firmasıyla şirketlere faturalama ve SMS uyarısı atma hizmeti veren Comverse firması kardeş kuruluşlar ve ikisinin başında da şimdilerde hayatını Namibya'da kanun kaçağı olarak sürdüren Kobi Alexander adlı İsrailli var. Amerikan yetkilileri borsada döndürdüğü dolapları bahane edip kendisini yakalamaya kalktığında Namibya'ya kaçtı Alexander; iki ülke arasında suçluların iadesi anlaşması olmadığı için...
Olmert'in BM kararıyla ilgili niyetler için fal açmadığını, Amerikalı telefon şirketleriyle içli dışlı İsrail firmaları aracılığıyla bu bilgileri edindiğini herhalde anladınız.
Verint hakkında soruşturma yürütülen Avustralya'da, firma yetkilileri, pazarladıkları dinleme cihazlarının orada depolanmış verilere dünyanın her tarafından 24 saat kesintisiz erişilebildiğini açıkladı; "İsrail'den biz de ulaşabiliyoruz" itirafıyla hem de...
Karışık bir konuyu çok basit anlatmaya çalışıyorum. Buraya kadar anlattıklarımın özeti şu: Genelkurmay'ın veya herhangi bir devlet kurumunun bizleri dinleme amacıyla satın aldığı cihazlar uzaktan da izlenebiliyor. Dahası, cep telefonu şirketlerine faturalama ve SMS hizmeti sunan İsrailli firmalar da bütün konuşmalarımızın ayrıntılarına sahipler...
Biz birbirimizi dinlediğimizi sanırken, bizi dinleyip duran başkaları.
Uzun süre hapis hayatı yaşayan bir insan özgür kaldığında, uzun bir yürüyüş yapmak zordur..
Çünkü ayaklar yürümeyi unutmuştur!
Unutmak, hatırlamak istediklerimizin korkusunu da taşıyorsa eğer, uyanmak zaman alır.
Her adımda yürümeyi hatırlayan akıl, "hadi" diye bağırdıkça, yürek, yaralarını kensine saklayan bencillikle kuvvetinin kaynağını yine kendi yaralarından alıyorsa, susmak veya avaz avaz bağırmak zamanıdır..
Kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde
bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür.
Ve der ki,
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin.
Sende sadece bir farenin yüreği var.
O yüzden ben sana yardım edemem."
* * *
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:
İnsanların çoğu;
sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
Şahsi düşüncem korkuyu da iyi yönetmek gerektiğidir.Korku varsa cesaret de olmalı tedbir de kaçınma da.
* ANNEMİN KOFTESİ.! (yiyin..yiyin.. Afiyet olsun..)
> Anlaşılan GDO' dan önce başka bir sürü
> sorunumuz var.
>
> Değerli dostlar,
>
> Ben inşaat mühendisi olmakla birlikte yaklaşık 18
> yıldır yemek sektöründeyim. Yemek Sanayici ve İş
> adamları Derneği başkan yardımcısı, Ankara Sanayi
> Odası gıda komite üyesiyim.
>
>
>
> Bu sürede öğrendiklerimi yazmaya sayfalar yetmez.
> Ancak birkaç bilgi aktarırsam ne demek istediğim daha
> iyi anlaşılır.
> Minimum M2 maksimum verim, olay tamamen budur.
>
* "Soya Kıyması" adıyla satılan ürün yağı
> alınmış soya küspesidir.
>
>
> 25 Kg torbalarda kg fiyatı 1,5 TL civarındadır.
> Kullanırken ılık suyla ıslatılır 1 kg soya kıyması
> 3 kg su emer.
> Yani kullanım fiyatı kg da 50 krş tan aşağı olur.
> Gerçek etin 20 TL/kg olduğu yerde tabii ki bunu önce
> sermaye kullanır.
>
>
> Maret, Pınar vs gibi hazır tıp annemin köftesi gibi
> köftelerin tamamı soya
> katkılıdır.
> Şirin gözükmesi içinde mix kıyma, soya proteini vs.
> gibi farklı isimlerle
> ambalaj üzerinde yazılmaktadır.
> Yani et diye soya küspesi satıp, annemin köftesi gibi
> aynen diye reklâm
>
>
> yapıyorlar.
>
> BİTMEDİ: Bu soya zımbırtısı granül veya toz halinde,
> beyaz, açık kahve,
> koyu kahve, kırmızı, yeşil renkleri vardır.
> Tadı nötre yakındır.
> Cevizle karışıp baklavaya, kıymayla karışıp
> köfteye, unla karışıp ekmeğe,
>
>
> keke vs.ye giriyor.
> - Marine kuşbaşı diye bir et satılıyor şimdi,
> normal kuşbaşı etten ucuz.
> Bir özel kimyasal karışım suyla ete emdiriliyor. % 20
> su basılıyor ete,
> böylece fiyatı ucuzluyor.
>
>
> Ancak bu tuzlar sizin kalp, şeker, tansiyon vs,
> rejimlerinize zarar verir mi
> bilmiyorsunuz.
> Yemeğe tuz atmıyorsunuz, ama başka tuzları bilmeden
> yiyorsunuz.
> Yemek şirketinizin et giriş faturalarında "mix
> kıyma" ve " marine kuşbaşı "
>
>
> var mı, bir kontrol edin bakalım.
>
> - PEYNİR ALTI SUYU TOZU: Adı üstünde, peynir
> üretiminde kalan su sıcak
> plakalara püskürtülüyor, buharlaşma sonucu elde edilen
> toz işte. Nerede kullanılıyor?
> Peynirli çizi de peynir mi var zannediyorsunuz.
>
>
> Tüm bisküvit ve kek sektörünün birinci sınıf dolgu
> maddesi.
> Kg fiyatı 50 krş gibi bişeydi. Yediğiniz bisküvit,
> kek, kraker vs paketlerin üzerini bir okuyun bakalım
> içinde şeker ve un dışında tanımadığınız kaç
> kalem malzeme var.
>
>
> Bir top keki toptancısı 15 krş a satıyor. Anam-babam
> usulü un, yumurta ve yağ
> ile yapsanız 30 krş malzeme maliyeti var, ambalaj,
> üretici karı, nakliye ve toptancı karı vs eklenince
> nasıl o fiyata satılabiliyor?
> Çünkü kek değil kek benzeri kimyasal bir şey alıp
> yiyoruz. Paketin üzerini
>
>
> okuyun anlarsınız.
>
> - Bezelyenin kurusu öğütülüp fıstık süsü
> verilerek tatlılara konuyor.
> - Pul biberin, karabiberin, kimyonun vs, kilosu 5 TL
> ye satılan sucuklarda gerçek baharat mı var sanki.
> Bazılarında zaten sucuk benzeri ürün yazıyor.
>
>
>
> - Bir danadan 25-30 kg sinir çıkıyor.
> - 40 derecede dondurup öğütüyor sinir unu
> yapıyor sosise basıyorlar. Şarküteri ürünlerine
> dikkatli bakın. %100 dana diyor, dana eti demiyor, anlayın
> işte.
>
> - Tavukların boyun, taşlık, kanat ucu vs gibi
> ticari değeri olmayan her yeri kemikleriyle öğütülerek
> "mekanik kıyma " isimli bişi yapılıyor. Tüm
> tavuk sucuk ve salamlarında bu var, siz tavukların
> göğüs etlerinin kıyma yapıldığını sanıyorsanız
> fena yanıldınız.
>
>
>
> Bütün bu işler T.C.Tarım ve köy İşleri Bakanlığı
> izni ile yapılıyor.
> Tamamen ve her yönüyle gıda terörünün cenneti olan
> yurdumuzda izinle
> bunlar yapılırken siz varın kaçak yapılanları
> düşünün,
>
> Bütün ekmeğe tavuk döner 2 TL, yarısı işkembe,
> ööööffffffffffff,
>
>
> sıkıldım gene, GDO ne ki o daha yeni fark edildi, devede
> kulak bile
> değil.
>
> Bunlar işin yemek faslı, daha gıda ambalajları var,
> koruyucular var vs.
>
> Bu aymazlığa dur demek için bir şeyler yapmalı,
> birşeyşer yapmalı...
>
>
>DR.hURİYE İLGÜN 'ÜN E MAİLİ.
Edebik.Com da yeralan bilgilerin
her hakkı,aksi belirtilmediği sürece edebik.com a aittir. Edebik.Com bir
kültür-düşün sitesidir. Kuruluş amacı kültürel alış-veriştir. Kâr amacı
gütmemektedir. Sitemizde yeralan tüm bilgi, içerik yalnızca kültürel
alış-veriş amacıyla yayınlanmaktadır. Sitemizde bilgi niteliğindeki her
türlü içerik kaynak gösterilmek kaydı ile izne gerek duyulmadan
yayınlanabilir.